2 Ekim 2011 - 09:55

Suriye'de koparılmaya çalışılan mezhep çatışmasının perde arkasını, ŞAM- Damaskus Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Yuva yazdı.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA-

Mezhep Düşmanlığı Nefret Suçudur…!

Araştırmacı yazar Murtaza Demir AKP hükümetinin bilerek nefret suçu işlediğinin siyasi gerekçesini sunuyor:

“Irak, Mısır, Libya gibi İslam ülkelerinden sonra, “demokrasi getireceğiz” alçaklığını bu kez de Suriye’de tekrarlayan bu işgalci tayfa, şimdi aynı senaryoyu Suriye’de sahneliyor. İşgalci “müttefiklerin” her birinin değişik beklentisi var. Ama ortak amaçları, bölgede filizlenen ve kan emici emperyalist odakları rahatsız eden demokratik muhalefeti-farkındalığı ezip, yok etmek… Petrol bölgesinde; hatta çevresinde dahi demokrasiye asla tahammülleri yoktur.

Özetleyecek olursak, bölgede kartlar yeniden karılıyor. Küresel aktör ABD, bölgesel ve geleneksel jandarması İsrail’in inançsal farklılığı, çelişkileri ve aşırı saldırganlığı nedeniyle bölgedeki rolünü gerçekleştirmekte zorlandığını gördüğü için “emperyal taşeron” rolünü bu kez Türkiye’ye verdi. Para Suudi Krallığından, plan-silah İsrail ve ABD’den, lojistik destek ve diğer gereksinimler Türkiye’den… Dolaysıyla AKP yönetiminin “küresel oyuncu” tafrası, İsrail’in yanında basit bir taşeronluk kapmasından ibarettir. Kendilerini “İsrail karşıtı” gibi takdim etmeleri ise en ahmak insanın dahi görebileceği kadar koca bir yalandır.

ABD’nin bölge politikalarını uygulamakla görevlendirdiği iki aktörden biri olan Tayyip Erdoğan’ın “İsrail’le kavga ediyor” görüntüsü, tarih boyu uyuşturulan, kandırılan ve sömürülen İslam kamuoyunu aldatmaya matuf, basit bir manevradan ibarettir. Türkiye’nin yeni bölgesel rolü, yukarda yazıldığı gibi ABD’nin sahne gerisine çektiği İsrail’in yerine, daha alt düzeyde “taşeronluğu” kabul eden Türkiye’yi itmesinden ibarettir. Şimdi ön Asya’yı ve petrol coğrafyasının geleceği, ABD’nin çıkarları ve İsrail’in güvenliği adına yeniden “dizayn” ediliyor. Meselenin özü bundan ibarettir.

Baba Esad döneminde “zor halka” durumunda olan ve BOP’un uygulanabilirliğini tehdit eden güney komşumuz Suriye, “acemi oğul” Esad döneminde Türkiye sınırını açıp, AKP Hükümetiyle “dostluk” ilişkisine girince, zokayı yutmuş oldu. Bugün bu “dostluğun” pek pahalıya patladığını fark ettiğinde çok geç olduğunu gördü…Oğul Esad’ın, emperyalizmin değişmeyen kuralı olan, “ülkeler arasında ebedi dostluklar değil, ebedi çıkarlar geçerlidir” kuralını es geçmesi, kendisine pahalıya patladı…

Türk askerinin … yurtseverliğini terk ederek … Alevi düşmanlığına evirilmesi, kırk yıldan buyana periyodik olarak … demokratlara vurması tesadüfi değil, bir ABD teziydi. İslam ülkelerini iç karışıklığa sürüklemek, demokratik muhalefet oluşumlarını ezmek, bölge kaynaklarını sömürmek, sınırlarda sorun üretip, cahil ve zavallı İslam ülkelerini birbirine kırdırmak, Huntington’un “Medeniyetler Çatışması” tezinde geçmekteydi…”

Kürecik halkı, muhtarları ve sivil toplum örgütleri kurulması planlanan NATO füze kalkanı üssüne isyan ediyor. Hükümet kış uykusunda. Zamane ”aydınları” NATO’daki ulvi rolümüze atıfta bulunuyor. NATO’nun saldırgan, işgalci tarihi misyonunu aklamaya çalışıyor.

“Kürecik halkı sürekli baskıya, şiddete, işkenceye maruz kaldı... Osmanlı döneminde zulme karşı yedi kez baş kaldırmış, her defasında katliamlara uğramış bir halk, yine bir katliama hedef gösterilmektedir. Halka sorulmadan, halka rağmen, NATO tarafından kurulacak bir Füze Kalkanı Sistemine hedef olacaktır. Bu proje gerçek anlamda Büyük Ortadoğu Projesidir. Türkiyenin çıkarlarına ters düşen bir projedir. İrana karşı, İsraili koruyan bir projedir.

Füze kalkanının Türkiye'nin korunması ile bir ilgisi yoktur. Kalkan, tamamen İran'ı düşman ülke olarak gören ABD ve İsrail'in çıkarlarının korunmasına yöneliktir. Oysa doğu komşumuz İran ile 17 Mayıs 1639 yılında yapılan Kasr-ı Şirin Antlaşmasından beri, uzaktan yakından hiçbir sorunumuz olmamıştır. Ama ABD ile İsrailin sorunları vardır. Onların aralarında sorunlar vardır diye ceremesini Kürecik halkı mı çekecektir?

İyi bir sistem olsa mutlaka başka bir yerlere kaydırılırdı. İstihdama yönelik bir sanayi tesisi veya ürettiğini pazarlayabilecek bir üretim tesisi kesin olarak Kürecike uygun görülmezdi.

Kürecik'e ancak ölüm, katliam, baskı, şiddet içeren sistemler uygun görülür…”

Kürecik ahalisinin, Türkiye halkının, hayati öneme haiz NATO’nun füze üssü konusunda söz hakkı yokmudur?

BM ve ABD’nin meleği Angelina Jolie, Hatay’daki Suriyelilerin mülteci kamplarını ziyaret ediyor. Davutoğlu Suriyeli bebekleri kucağına alıp poz veriyor. Binlerce Suriyeli mültecinin tekrar ülkesine dönmesi haber değeri taşımıyor. Kütahya depreminde mağdur olan ve aylardır kamplarda çok kötü koşullarda yaşamak zorunda kalan vatandaşlarımızın durumu bu yabancı ve yerli melekleri ilgilendirmiyor. Milyonlarca Iraklı ve Filistinli mültecinin durumu bunları kaygılandırmıyor. Somali’de Kur’an yarısmaları düzenleniyor. Kazananlara Kalasnikof, bomba, dinamit lokumu ve dolarlar hediye ediliyor. Meleikelerimiz Ajda Pekkan, Nihat Doğan, Sertap Erener ve diğerleri Somali’ye insani yardım götürüyor. Kimin daha cok gözyaşı doktüğü, ne kadar vicdanlı oldukları magazin haberlerine konu oluyor. Iyi de, bu meleikelerimiz şehitlerimiz ve aileleri için ne yapıyor? Kütahyada çadırlarda yaşayan, ilgi, sevgi ve yardım bekleyen vatandaşlarımız için ne yapıyor? Iktidara şirin gözükme, populerizm ve rant sağlama gayretleri zenginliklerine zenginlik katabilir ama Somali’nin acılarını dindirmez. Onlara balık götürmeyin, balık avlamasini öğretin. Ama bunuda siz yapamazsınız, çünkü önce emek harcayarak balık avlamayı, üretmeyi sizin öğrenmeniz gerekiyor.

Obama, BM’de yaptığı konuşmasında, Suriye, İran ve Kuzey Kore’nin dünya barışı için çok tehlikeli ülkeler olarak lanse ediyor, İsrail’in ABD için hayati önemde olduğunu tekrarlıyor. Erdoğan Suriye’ye karşı yaptırım kararı alıyor. 6 ay öncesine kadar tek ülke olmaya yelken açtığımız, ticarette, siyasette ve kültürel-akademik ilişkilerde dünyaya örnek ülke diye takdim ettiği Suriye ve kardeşim-dostum olarak sunduğu devlet başkanı Beşşar Esad ile artık görüşmeyecek, konuşmayacakmış. Devlet ve toplumu küs çocuklar gibi yönetmek akıl işimidir?

Medeniyetler ve dinler arası dialog söylemlerini temcit pilavı gibi ısıtıp önümüze koyanlar, Alevileri yok edilmesi gereken mahluklar olarak görüyor. Ağızlarından Allah, muhabbet, hoşgörü kelimelerini eksik etmeyenler, Alevilerin katli vaciptir, kadınlarına tecavüz edin, mallarını yağmalayın diyen islam düşmanları EbuSuud efendi ve peygamber ocağına incir ağacı diken Ibn Teymiye’yi alim diye sunuyor. Cübbeli Ahmet olarak bilinen zat Suriye şiilerine-alevilerine savaş ilan ediyor. Aynı gün, Irak’ta mevcut olan Kerbala makamlarını ziyaretten dönen Suriyeli şiileri taşıyan otobüsleri tarayan dini-dar çeteler erkek, kadın ve çocuk 22 sivili katlediyor. Onlara eşlik eden 4 Sünni Iraklı polis hayatını kaybediyor. AKP’li Hüseyin çelik, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıcdaroğlunun Suriye politikalarını mezhep kaygısıyla yaptığını iddia etmeye kalkışması bir müslüman terbiyesi mahsulu olamaz. Sayin çelik Suudi, Bahreyn ve Katar gibi anti-demokratik yönetimleri mezhep kaygısıyla mı eleştirememektedir?. Sayın Erdoğan, Suriye’de bir Sünni-Alevi çatışmasından kaygılı olduğunu ifade ediyor. Kaygı duyan, siyasi terbiyesi, dini-imanı mezhep düşmanlığı olan, Suriye’de illegal ve terör örgtütü olarak Kabul edilen Suriye Ihvan hareketine ev sahipliği yapmaz. Destek verip cesaretlendirmez. Türkiye’yi kullanmalarına izin vermez. Suriye devletinin şiddet politikalarını eleştirirken, onlarca sivil-asker-polis kişinin öldürülmesinden sorumlu olan ve öldürdükleri insanların cesetlerini “bir insanı katleden bütün insanlığı katletmiş sayılır emrini veren” Allahın ismiyle paramparça eden, derilerini yüzen, salt başka mezhepten olan kadınlara tecavüz eden, yol kesip Türk şöförlerini katleden, tırlarımızı yağmalayan çeteleride eleştirir, “Padişahım gururlanma senden büyük Allah var” deyimini daim hatırlar.

Prof. Dr. Mehmet Yuva